Murakami etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Murakami etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Şubat 2017 Cuma

Kırık Kalpler Ülkesi

                Esra ayaklarını yere indirdikten sonra oturduğu koltukta bir sağa bir sola doğru gerindi. Aralıksız on saat boyunca yazı yazan kolu uyuşmuştu, ellerini salladı, parmaklarını kapatıp açtı. Vücudunun biraz olsa esnediğinden emin olduktan sonra önünde duran şarap şişesine uzandı. Kalan birkaç yudum şarabı kadehine doldurup tek yudumda içti. Saatine baktı varmalarına artık çok az kalmıştı. Güneşliği açtı ama içeriye bir anda dolan güneş gözlerini kamaştırınca açmasıyla kapatması bir oldu. Gözlerini kapattı, önünde kendisini bekleyen geleceği ve koşarak kaçtığı geçmişini düşündü. O kadar ani vermişti ki buraya gelmeye kendisi bile şaşırmıştı bu hız karşısında. Ona tek bir mesajla haber vermişti.
-          Ben Japonya’ya gidiyorum.
-          Ok.
Gelen mesaj sadece buydu. Ok. Küçücük, anlamsız bir kısaltma. Beş yıllık fırtınalı bir ilişki tek bir mesajla bitmişti. Ondan bu kadar kolay vazgeçmesi Esra’nın egosunu yıpratmıştı. İsterdi ki her zaman yaptığı gibi bağırsın, çağısın, kavga etsinler, gitme diye yalvarsın ama hiçbirini yapmamıştı. Aramamıştı bile sadece ok bu kadar kolay vazgeçmişti. Havaalanında bile gözleri onu aramıştı son ana kadar ama o gelmemişti. Hoş gelse Esra ne yapardı emin değildi. Koşarak kollarına mı atlardı yoksa inadına uçağa binip gider miydi emin olamıyordu. Aşk söz konusu olunca kendine söz geçirebileceğine inanmıyordu.
-          Hanımefendi koltuğunuzu kaldırıp, emniyet kemerinizi takar mısınız lütfen, inişe geçiyoruz.

Hostesin sesiyle kendine geldi. Ne amaçla buraya gelmişti bilmiyordu, tek istediği kaçmaktı sadece. Şimdi kaçmayı başardığına göre içindeki sıkıntı da neyin nesiydi. Ne bekliyordu bu uzak doğu ülkesinden de bu kadar uzaklara gelmişti. Aşk mı asla istemiyordu, kariyer mi zaten kariyeri yolundaydı, gizem mi uzak doğuda bu sadece Murakami kitaplarında olurdu gerçek hayat son derece sıkıcı ve tekdüzeydi, hayatı boyunca maceradan hiç hoşlanmadığına göre buraya neden gelmişti. Bunları düşününce içini hiç olmadığı kadar bir umutsuzluk kapladı.

Pasaport kuyruğunun uzunluğu gözünü korkutmuştu. O kadar yoğundu ki bir an önce otele gidip, sıcak bir duş sonrası çekeceği uykunun hayalinin kuruyordu. Of bu sırada nerden çıktı şimdi diye söylenerek hızlı gittiğini düşündüğü bir sırayı gözüne kestirerek en arkaya geçerek beklemeye başladı. Sıra hiç akmıyor gibi geldi ona. Ne kadar zaman geçtiğini görmek için duvardaki saate baktı. Gözlerine inanamadığı için döndü bir daha baktı. Bir gariplik vardı saatte ama ne olduğunu ilk bakışta anlayamamıştı. Saat alışıldık saatlerin tersi yönünde dönüyordu ve çok hızlıydı. Yorgunluktan hayal görmeye başladım herhalde diye düşünerek beklemeye devam etti. Sıra kendisine geldiğinde sanki yıllardır buradaymış gibi hissetti. Duvardaki saate baktı hala ters yönde aynı hızla dönmeye devam ediyordu.

Pasaporttaki görevli dünyanın en yakışıklı adamı olabilirdi Esra gözlerini adamdan alamıyordu.
-          Kırık kalpler ülkesine hoş geldiniz. Yolunuz buraya düştüğüne göre kalbiniz çok fena kırılmış olmalı. Olsun sorun değil düzeltiriz, eskisinden bile iyi olacaksınız merak etmeyin bizim işimiz bu diyerek çikolata dolu kâseyi Esra’ ya uzattı.

Esra adamın ne dediğinin tek kelimesini bile anlamamıştı. Ama kendisine uzatılan çikolatayı aldı ve ağzına atmasıyla yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi. O esnada arka planda çalan müziği fark etti. Buika’dan Volver çalışıyordu. Bu şarkıdan o kadar etkileniyordu ki ne zaman duysa ağlıyordu. İşte yine aynısı olmuştu önce damla damla akan gözyaşları kısa zamanda yerini hıçkırıklara bıraktı. Yakışıklı pasaport memuru oturduğu yerden çıkarak Esra’ya sarıldı. Esra durumunun garipliğini fark ettiğinde ağlaması durmuş, biraz olsun sakinleşmişti. Dilini bile bilmediği yabancı bir ülkede görevli memurun kollarında Buika’nın yanık sesi eşliğinde hıçkırarak ağlamıştı. Şu an kendini çok daha iyi hissediyordu. Memur yerine geçmiş Esra’nın pasaportuna giriş damgasını basmış yüzünde gülümsemeyle ona bakıyordu.

-          Kırık kalpler ülkesine tekrar hoş geldiniz. Buyurun diyerek pasaportu uzattı. Esra pasaportu teşekkür ederek aldı ve yaşadıkları gerçek mi diye incelemeye başladı. Gerçekten kırık kalpler ülkesi damgası vurulmuştu. Rüya mı görüyorum keşke yol boyunca o kadar çok şarap içmeseydim diye düşünerek taksi bulmak için havaalanından çıktı.

Bakalım karşısına bu ülkede daha ne gizemler çıkacaktı çok merak ediyordu. Taksiye bindiğine kendini bir anda maceranın ortasında bulan Murakami kahramanları gibi hissetti. Her şey çok güzel olacak diye düşünüyordu taksinin arka koltuğunda uykuya dalmadan önce.






1 Eylül 2016 Perşembe

Umudunu Kaybeden Adamın Hikayesi


            Bu hikaye uzun zaman önce umudunu kaybeden bir adamın hikayesi. Bu hikaye benim hikayem. Dolayısıyla da umudunu kaybeden adam da ben oluyorum. Nasıl olur, olur mu öyle saçma şey insan hiç durup dururken umudunu kaybedermiymiş dediğinizi duyar gibiyim. Kiminiz kulak asmayacak, kiminiz saçma bulacak, kiminiz ise ilginç bulacaksınız hikayemi. Ama ne olursa olsun kayıtsız kalmayacaksınız, belki siz de umudunuzu kaybettiniz de haberiniz yok. Şimdi koltuklarınıza yaslanın da  hikayeme kulak verin.

            Herşey bir anda oldu. O kadar hızlı olduki nasıl olduğunu anlayamadım bile. Bir gün içinde olup bitti herşey. Tıpkı Murakami romanlarında oluduğu gibi  başıma gelen bir dolu tuhaf olaydan sonra umudumu tamamen sonsuza kadar kaybettiğimi anladım. Bundan tam iki yıl otuz dokuz gün altı saat önceydi benim için gayet sıradan bir sabah başlamak üzereydi.

 Ben gayet sıradan bir adamım. On beş yıldır aynı işyerinde sıkıcı olan işimi yaparım. Her gün işe gider gelirim. Sıkıcı olsa da bir işim var diye sevinirim ne de olsa ülkedeki işsizlik malum günden güne artmaktayken işten sıkılmak bana şımarıkça gelir. Öyle büyük zevklerim, istek ve arzularım yoktur. Rutini severim, değişiklikten hoşlanmam. En ufak değişiklik bile bende tedirginlik yaratır. Ev iş arası mekik dokurum. Kahvaltı en sevdiğim öğündür hiç kaçırmam. Yürüyüş en sevdiğim spordur. Hafta sonu en büyük zevkim sahilde yürüyüş yapmaktır. Bekar ve çocuksuzum. Gördüğünüz gibi gayet sıradan bir insanım. Yolda karşılaşsak dönüp bana bakmazsınız bile. Bunları size niye mi anlatıyorum belki  birazcıkda olsa beni tanımanız için. Her neyse lafı fazla uzatmadan konumuza başlayalım.

Nerde kalmıştık. Evet hatırladım. Benim için gayet sıradan bir gün başlamıştı. Günlerden Pazartesi miydi, Salı mıydı… Yok yok cumaydı evet evet şimdi hatırladım kesinlikle cumaydı. Sabah altı buçukta kalktım hergün o saatte kalkarım hiç şaşmaz. Demiştim size ben rutini severim diye. Kahvaltımı hazırlamaya başladım.  Öncelikle kahvemi demledim. Mis gibi kahve kokusu tüm evi doldurken domates ve salatalık doğradım. Peynirli omlet yaptım, ekmek kızarttım. Kızarmış ekmek kokusu kahve kokusuna karıştı. Sofraya zeytin, peynir, reçel koydum işte kahvaltım hazırdı. Hazırladığım kahvaltıya baktım ve işte benim zevkim de bu diye düşündüm. Basit hayatımın basit zevkleri. Gün normal başlamıştı görünürde tuhaf olan herhangi bir şey yoktu. Kızarmış ekmeğime terayağı sürdüm, kahvemden bir yudum aldım. Omletimi yemeğe başladım. Ama tuhaf olan ne yersem yiyeyim hiçbirşeyin tadı yoktu. Acaba hasta mı oluyorum diye düşündüm. Hasta olmayı hiç sevmem, hasta olmak benim rutinimi bozar ve ben bundan hiç hoşlanmam. O yüzden hasta olmamak için büyük çaba gösteririm. Asla kendimi terletmem, üşütmem, hasta olan biriyle toklaşmam çok dikkat ederim. Hastalığı önlemek için türlü türlü bitki çaylarım vardır. Ihlamur, zencefil, tarçın, adaçayı, papatya, melisa ve bunun gibi birçok bitki. Vücudumda herhangi bir hastalık belirtisi, kırgınlık yoktu. Zaten o günden sonra yediğim hiçbirşeyden tat alamadım. Sonradan anladım ki  umut hayata tat katıyormuş, umut olmadan hayatın tadı yokmuş.

Yıllardır ilk defa kahvaltı yapmadan evden çıkmıştım ve bu benim sinirlerimi bozmuştu. İşe doğru yola koyuldum. Gariplikler bitmek bilmiyordu. Bu sefer de renkler birer birer hayatımdan çıkıyordu. Önce yeşil çıktı hayatımdan doğadaki yeşilleri yok edilip yerine binalar dikilirken ses çıkarmayışımızın intikamını alırcasına gitti soldu tüm yeşiller, yerine taş binaların soluk grisi kaldı. Ardından mavi gitti. Kirlettiğimiz gökyüzü  ve denizlerimizin mavisi. Ardından beyaz gitti. Saflığın, masumiyetin rengi beyaz. Bütün renkler beni terk ediyordu. En son kırmızı gitti. Kanın, tutkunun ve şehvetin rengi kırmızı. En çok kırmızın gitmesine üzüldüm en sevdiğim renk kırmızıydı. Geriye tek renk kalmıştı  o da griydi. Çok güzel diye düşündüm. Tatsız tutsuz bir hayattan sonra şimdide renksiz bir hayat. Sonradan anladım ki umut aslında hayata renk katıyormuş, umut olmayınca hayatın rengi de soluyormuş.

Gözlerim yeni renklere hemen alışıverdi, sanki renkler hiç olmamış gibi. Her zaman insanoğlunun hayatta kalma becerilerine hayran kalmışımdır. Başına ne tür felaket gelirse gelsin her zaman hayatta kalmayı başarır ve her duruma bir şekilde ayak uydurmasını bilir. Bende yeni durumuma hemen ayak uydurmuştum. Arabamı çalıştırdım ve işe doğru yola koyuldum.  Bakalım günün geri kalanında beni ne gibi süprizler bekliyor die düşündüm. Her zamanki gibi trafik vardı. Trafik her zamanki gibiydi de ben her zamanki gibi değildim. Normalde çok sakin bir insan olmama rağmen bugün sanki içime canavar kaçmıştı. Tüm trafik kurallarını ihlal ettim, diğer sürücülerle kavga ettim dolayısıyla işe de geç kaldım. Nerde kaldın diye meraklanan amirime öyle bir bağırdımki kadıncağızın suratındaki ifadeyi hiç unutamıyorum. Sanki vücudumda bir virüs vardı ve yavaş yavaş tüm hücrelerimi istila ediyordu. Beni ben yapan tüm değerlerim yavaş yavaş yok oluyordu. Sabır, nezaket, hoşgörü, tahammül, sakinlik.

Sonradan anladım ki  umut aslında güneş gibiymiş azıcık çıkması bile içimizi ısıtmaya, bizi insan yapmaya yetiyormuş, yokluğu ise kalplerimizi buz kestiriyormuş. Umut gidince yüreğim ayaz kesti, tüm kanım çekilde sanki. Yaşıyordum evet buna yaşamak denirse yaşıyordum. Görünürde ben yine eski bendim ama çok büyük bir parçam da bir daha geri gelmemek üzere yok olup gitmişti.  İşte böyle dostlarım benim hikayem.