31 Ocak 2019 Perşembe
Sadeleşme
28 Ocak 2019 Pazartesi
Güzellik Algımız
Hepimiz farklı dış görünüşlere, farklı özelliklere sahibiz ve birbirimizden farklıyız. Bu kadar faklıyken aynı olmaya çalışmak neden. Anlam veremiyorum. Tüm çaba daha güzel olmak uğruna mı? Tüm ameliyatlar, çekilen acılar, iyileşme süreci, ayna karşısında makyaj yaparken geçirilen saatler, kuaförde harcanan zaman. Oysa en güzel olan doğallık değil mi? Kendi burnundan rahatsız olmayı ne zaman öğrendim, kim söyledi sana sarı saçın çok yakıştığını, kim söyledi ince dudak çirkindir diye inanma hepsi yalan.
Önemli olan insanın kendi bedenini bir bütün olarak kabul edebilmesi ve onu sevmesi olduğunu düşünüyorum. Bunun için kafamıza yerleşmiş tüm kalıpları bir kenara bırakmalıyız. Bildiğimiz tüm gerçekleri unutup baştan başlamalıyız belki de. Gelecek nesiller için daha çok endişeleniyorum. Geçen gün serbest yazarken konudan konuya atladığım sırada birden küçükken anneme sürekli olarak ben büyüyünce burnuma estetik ameliyat yaptıracağım, hiç sevmiyorum dediğimi hatırladım. İşin ilginci bunu her fırsatta söylüyordum ve annem sürekli yaptır kızım diyordu. Bırak sosyal medyayı internetin bile bulunmadığı doksanlı yıllarda büyümüş bir kız çocuğu neden sürekli büyüyünce estetik ameliyatı olmaktan bahseder. Burnum çirkin mi hayır, büyük mü hayır. Zaten sorun o değil. Belki annemin hayır kızım gerek yok sen zaten güzelsin demesini bekliyordum belki gerçekten birileri burnumla dalga geçmişti bilmiyorum ama bildiğim bunu yıllarca söylediğim. Büyüdüm unuttum, kendimi, bedenimi sevmeyi öğrendim. Saçımı bile boyatmadın. Beğenmediğim yerlerim yok mu var ama onları öyle kabul ediyorum. Bedenimin bir parçasını değiştirmeyi hiç düşünmedim. Peki bu kadar yoğun sosyal medya bombardımanı arasında çocuklarımızı nasıl koruyacağız. Daha küçücükken başlıyor bebeklerle güzellik baskısı, incecik belli, büyük göğüslü manken gibi bebekler güzel olmalısın algısını veriyor kızlara. Güzel değil kusursuz olmalısın. Medya tarafından verilen imaj bu. Daha çocuk olmadan küçük kadın olmaya çalışılıyor. Bu konuda beden olumlama çalışmaları yapılsa da toplum olarak kafa yapımızın değişmesi gerektiğini düşünüyorum.
22 Ocak 2019 Salı
Sosyal Medya Kullanımı
Biliyorsunuzdur Instagrama gelen son güncellemeyle birlikte artık kaç saatimizi orda geçirdiğimizi görebiliyoruz. Ben en son baktığımda ortalama günde iki saat geçirdiğimi gördüğümde yaşadığım şaşkınlığı görmeniz gerekirdi. Canım ne zaman sıkılsa elim telefona gidiyor ve otomatik olarak Instagramı açıyorum ve parmağımla ekranı aşağı indirerek amaçsızca geziniyorum. Bazen ne resimlerin farkına varıyorum ne de doğru düzgün yazıları okuyorum. Benimki sigara içenlerin dudak tiryakisiyim ben dedikleri türden bir bağımlılık. Eminin bu durumdan bir çok insan muzdarip. Telefonuna beş dakika bakmasa kaçırdığı bir şeyler varmış gibi telaşlananlar, şarjı bitmeye yakın baygınlık geçirenler, gözünü ekrandan alamayanlar. Oysa o iki saatte neler yapabilirdim, kitap okuyabilirdim, yazı yazabilirdim blog için, yeni bir öykü yazabilirdim, spor yapabilirdim, yürüyüş yapabilirdim, yemek yapabilirdim veya hiçbir şey yapmayarak sıkıntının tadını çıkarabilirdim. Ama bu devirde sıkılmak bile büyük lüks sosyal medya sıkılmamıza bile izin vermiyor. Siz hiç sıkılmış halde fotoğraf paylaşan insan gördünüz mü? Ben görmedim, herkes çok meşgul, kimsenin vakti yok, oysa sıkılmak için bile vakit gerekli.
Ben sosyal medyada geçirdiğim saatleri fark edince ekran saati kurmaya karar verdim. Tüm sosyal medya uygulamaları için bir saatlik zaman dilimi kurdum ve bir saatlik zaman diliminiz ardından otomatik olarak tüm sosyal medya uygulamaları, Instagram, Facebook, Whatsapp, vs. kapanıyor. Tabi istenirse bu zaman dilimi iptal edilip kullanıma devam edilebilir ama ben yapmıyorum. Kalan vakitlerimi daha farklı şekillerde değerlendiriyorum. Mesela günde iki saat yazarak bir senedir üzerinde çalıştığım romanımı bitirdim. Sosyal medyadan uzak kalalım demiyorum ama vaktimizi neyle geçirdiğimize dikkat edelim. Kimleri, neleri inceliyoruz. Sosyal medya hayatımızın tamamını kapsamasın, yapacak daha güzel işler var. Çıkıp gezmek, çocuklarla oynamak, kitap okumak, hatta sıkıntıdan patlamak gibi. Kendinize sıkılmak için zaman tanıyın. O zaman belki sıkıntıdan kurtulmak için daha yaratıcı yollar geliştirebilirsiniz.
18 Ekim 2018 Perşembe
Geçip Giden Zaman
15 Nisan 2018 Pazar
Uyku
26 Mart 2018 Pazartesi
Masum Yaz
Annemin elleri. Annemin elleri çok sertmiş bana vurunca anladım. On iki yaşındaydım yazdı çok sıcak, yakıp kavuran sarı sıcak bir yazdı. Üç aylık tatilin son hızla sonuna yaklaşıyorduk. En sevdiğimiz şey tüm gün sokaklarda koşup oynamaktı. Küçüktük, çocuktuk, mutluyduk o zamanlar. Geleceğe dair hayaller kurardık, geceden sabaha değişen hayaller. Bir gün doktor olup hayat kurtarmak isterken ertesi gün kandan korkup bundan vazgeçiyorduk. Sabah kalkınca ressam olup dünyayı renklere boyamak isterken akşam olunca şarkıcı olmak isteyip saç fırçasından mikrofon yapıp hemen provalara başlıyorduk. Ah o umursamaz çocukluk yılları. Herşeyi yapabileceğine inandığın, tüm hayallerinin gerçek olacağına inandığın güzel zamanlar. Biz sokakta oynayan son nesildik. Sabahtan akşama kadar top peşinde koşup ezan okununca eve zor giren çocuklardık. Çok yorulup acıkınca vakit kaybetmemek için salçalı ekmekle karnını doyuran çocuklar. Şimdi düşünüyorum da o sene en masum geçirdiğim, hayatımın en mutlu zamanlarıymış. Bilseydim bunu belki kıymetini bilebilirdim. Hep öyle değil miyiz zaten ya geçmiş hesaplaşması içinde ya da gelecek kaygısı içinde olmaktan yaşadığımız anın farkına varamıyoruz çoğu zaman. Hiçbir zaman o kadar mutlu olmadım, o kadar çok gülmedim gibi geliyor bana. Hiç o kadar eğlenmedim, hiç o kadar umursamaz olmadım. Bir daha hiç çocuk olmadım birden büyüyüverdim.
Ağustos sıcaklarının yakıp kavurduğu, sıcaktan sineklerin bile uçmaya üşendiği bir günde karnım ağrıyordu. Ağrıdan yerimde duramıyor iki büklüm vaziyette geziyordum. Tuvalete gittiğimde kanı gördüm. Ne olduğunu anlamadım önce ağlamaya başladım, hıçkırarak ağlıyordum. Ağlamamı duyan annem koşarak yanıma geldi “Noldu kız neden ağlıyon” demesine kalmadan külodumdaki kanı gördü ve suratıma okkalı bir tokat attı. O zaman farkına vardım annemin ellerinin ne kadar sert olduğunu, kurak topraklar kadar sertti elleri meğer kalbi de elleri kadar sertmiş hiç bilmiyordum o zamanlar. “Vay anam babam bu kız kirlenmiş, anam napcaz şimdi, vay başıma gelenler” diye bağırmaya başladı. Bense ne olup bittiğini tam olarak anlayamamıştım. Bu kadar kötü ne yapmıştım da annem bana tokat atıp bağırmaya başlamıştı. O sıcak yaz günü kanıyordum annem bağırıyordu ben ağlıyordum.
Bir süre sonra annem bağırmayı kesti ve beni karşısına alarak son derece ciddi bir ifadeyle konuşmaya başladı. “Kızım bak bundan sonra çocuk değilsin artık genç kızsın. Artık öyle sokakta çocuklarla oynama faslı bitti. Bu kıyafetleri de atıyoruz hemen bebekleri ve oyuncaklarını da. Artık çocuk değilsin. Hareketlerine dikkat edeceksin. Sakın bize laf getirme seni ellerimle öldürürüm.” Konuşma arasında da transa girmiş gibi sürekli “vay anam babam bu kız kirlenmiş, kız kirlenmiş” diye bağırıp ağlıyordu. Bense hala ne dediğini, neden kirlendiğimi anlayamıyordum. Ama çok geçmeden ne demek istediğini anlayacaktım. Önce tüm şortlarım, kısa eteklerim atıldı onun yerine upuzun etekler geldi. Anneme göre artık korumam gereken bir namusum vardı ve erkeklerden uzak durmalıydım. Maazallah bir adım çıkarsa felaketim olurdu ömür billah kimse beni almazdı sonra ne yapardım. Çok dikkat etmeliydim çok. O günden sonra annem bir daha beni sokağa salmadı. Camın arkasından sokaktaki arkadaşlarımı seyrettim yaz boyu. Günlerim ev işi yapmakla ve dantel örmekle geçiyordu. Anneme göre sokakta oynamak için fazla büyüktüm.
Adet olduğum için anneme göre kirlenmiştim. Artık sadece namusunu koruması gereken zavallı bir mahluktan başkası değildim. Bundan sonra hareketlerime dikkat etmezsem başıma gelecekler benim suçumdu. Başıma gelenlerin hepsi benim suçum anne çünkü ben kirliyim öyle kirliyim ki dünyadaki hiçbir sabun bana bulaşan kiri temizleyemez.
22 Ocak 2018 Pazartesi
Çamaşır Suyu
Soğuktu çok soğuktu. Gece daha da soğuk olur bizim oralar.
İnsanın iliğini kemiğini dondurur soğuk. Evde kömür bitmişti o kış soğuk geçmişti ve kış ortasında kömürsüz kalmıştık. İşin kötüsü kömür alacak paramız da yoktu. Babam bir yıldır bizimle yaşıyordu kardeşim daha iki aylıktı. Annem mecburen işe dönmüştü. Tüm gün kardeşime ben bakıyordum. Babamsa tüm günü uyuyarak tüm geceyi içerek geçiriyordu. Bazen kardeşim ağlayınca odasından çıkar sustur şunu çabuk diye bağırırdı. O gece içmeye gitmişti ve evde kardeşimle yalnızdık. Soğuktan üşümesin diye kat kat sarmıştım onu kucağımdaydı ama naparsam yapayım susturamıyordum ağladı, ağladı, ağladı, küçücük bebek çatlayana kadar ağladı. O ağladı ben ağladım sonra sustu kucağımda uzun, sessiz, derin bir uykuya dalmıştı. O vaziyette ne kadar kaldık bilmiyorum ama annem geldi sonra çamaşır suyu kokan elleriyle. Naptın sen diye bağırıyordu avaz avaz naptın sen. O gün annemi son görüşüm oldu. Yıllar geçti ama naptın sen diye bağıran sesi hala kulaklarımda.
Evimde çamaşır suyu yok biliyor musun. Kullanmıyorum. Bana o eski, sefil günleri, kaçamadığım hatıralarımı canlandırıyor. Koku hafızası böyle bir şey işte. Basit bir çamaşır kokusu beni nerelere götürdü. Annemin elleri çamaşır suyu kokardı.
1 Ocak 2018 Pazartesi
Yüzük
31 Aralık 2017 Pazar
Yeni Yıl
19 Ağustos 2017 Cumartesi
Kayıp Giden Zaman
Arzu eve geldiğinde gece yarısını çoktan geçmişti. Tüm şehir karanlığa gömülmüş derin bir uykunun içindeydi. Bu saatleri özellikle çok severdi kapıyı açmadan bir an bekledi gözlerini kapattı sessizliği kaybolmasından korkar gibi uzun uzun içine çekti. Apartmana girince topuklu ayakkabılarını çıkardı parmak uçlarında merdivenleri çıktı. Anahtarı delikten geçirirken olabildiğince az ses çıkarmaya gayret etti. Bu saatte Ayşe teyzenin soru bombardımanı ile uğraşmaya hiç niyeti yoktu doğrusu. Bu saatte yalnız başına yapmıştı, yakışıklı sevgilisi neredeydi, kiminle beraberdi, içki mi içmişti, o elbise çok kısa değil miydi? Off kendi kendini Ayşe teyzenin sorularıyla bunaltmıştı. Ben de ona benzemeye başladım galiba diye düşünerek kapıyı açtı. Işığı yakmadan dosdoğru yatak odasına geçti. Sokak lambaları odayı önünü görecek kadar aydınlatıyordu.
Yatak odasının ışığını açtı yatağın yanı başında duran boy aynasında kendi şöyle bir baktı. Dağılmış saçlarına, akmış makyajına, tüm yorgunluğuna rağmen hala çok güzel görünüyordu. Kıyafetini son kez süzdü baştan aşağı. Sevgilisi bu gece için özel almıştı. Birlikte kutlama yapacaklardı. Hı tam kutlama oldu herşeyi mahvettim ama başka türlü yapamazdım diye düşündü. Siyah elbiseyi tek hamlede çıkardı üzerinden elbisenin vücudundan kayıp gitmesini izledi. Ayağıyla odanın öteki ucuna fırlattı elbiseyi gözüm seni bir daha görmesin der gibiydi. Çamaşırlarıyla kalmıştı aynanın karşısında son zamanlarda çıkan göbeğine baktı oflayarak elledi. Daha bu sabah sevgilisi öpüp okşamıştı ikisini. Ama o zaman anlamıştı bu sadece hayallerinde olabilecek bir mutluluktu. Sevgilisinin gözlerine bakınca çok korktu ve o an kararını verdi. Bu çocuğu doğuramazdı, anne olmak için hazır değildi. Sütyenin kopçası takılmıştı ve açılmak bilmiyordu. Tüm sinirini kopçadan çıkarırcasına bağırmaya başladı lanet olası diye. Bağırırken birdenbire aynanın önüne çökerek var gücüyle ağlamaya başladı. Hangisi için daha çok ağladığını bilmiyordu. Yalnızlığına mı, yeni sonlandırdığı hamileliğine mi, asla doğmayacak çocuğuna mı, elinden kayıp giden zamana mı bilmiyordu.
Toparlanması zaman aldı. Nihayet ağlaması bitip kendine geldiğinde pijamalarını giyip salona geçti. Şehrin ışıklarını seyretmeye başladı. Nasıl da güzelsin böyle neden bu kadar canımı acıtmana rağmen senden bir türlü kopamıyorum diye söylendi. Bir süre sessizlikte dışarıyı izledi içini çekerek. Saate baktı üç olmuştu. Artık geç olmuş yarın iş var yatsam iyi olacak diye düşünerek yatmaya gitti. Yorganı kaldırdığında gördükleri karşısında ne yapacağını bilemedi. Minik bebek ayakkabıları ve yanına iliştirilmiş küçük bir not kağıdı duruyordu. Notu eline aldı miniğimizin ilk ayakkabıları sizi çok seviyorum birlikte mükemmel bir aile olacağız yazıyordu.
18 Ağustos 2017 Cuma
Özlemek
Papatya gibisin beyaz ve ince eziliyor ruhum seni görünce. Ayşe bir yandan toz alıyor bir yandan da bu şarkıyı mırıldanıyordu. İşe o kadar dalmıştı ki telefonun çaldığını duymadı bile. Vitrindeki süsleri tek tek indirdi nazikçe kırılmasınlar diye. Öpüşen bebekleri eline aldı o kadar tatlılardı ki onlara her baktığında gülümsemeden edemiyordu. Camlı bölmenin tozunu aldı. İtinayla önce dantel örtüyü serdi güzelce sonra tek tek dizdi süsleri uzaktan baktı beğenmedi tekrar yerlerini değiştirdi. Vitrinin güzel olduğuna kanaat getirince eserine uzun uzun baktı. İşi bitince saatlerce temizlik yapmaktan yorulan belini doğrulttu. Şimdi güzel bir türk kahvesi iyi gider diye düşünerek mutfağın yolunu tuttu.
İki ölçü kahve koydu fincana suyunu ilave ederek kısık ateşte güzelce pişirdi. Kahveyi şekersiz içmeye alışmıştı ama çayı illa tek şekerli seviyordu. Ortalığı mis gibi bir kahve kokusu sardı. Yanına dün yaptığı kurabiyeden iki tane koydu balkona çıktı. Kahveyi masaya koydu sardunyalarını hanimiş benim güzellerim diyerek okşadı. Çiçeklere değen parmak uçlarını kokladı kokuyu içine çekti. Oturdu kahvesinden bir yudum aldı. Oh iyi yoruldum bugün koptu bacacıklarım diye gerindi.
Masada duran torunun fotoğrafını aldı eline uzun uzun sevdi onu. Özlemi dayanılmaz boyuttaydı. İnsan birini hiç görmeden, hiç koklamadan, hiç sarılmadan da bu kadar sevebiliyormuş demek ki güzel kuzum benim diye okşadı fotoğraftaki güzel kızın buklelerini. Torununu doğduğundan beri sadece iki kez görmüştü. İlkini doğduğunda hastanede ikincisi ise ilk doğumgününde. O fotoğrafta işte o güne aitti. Kızı anne düzgün giyin beni utandırma demişti. O güne özel alışverişe çıkmış tezgahtar kızdan yardım istemişti. Siyah pantolon ve beyaz ipek bluz almıştı. Ayaklarını acıtacağını bilerek topuklu ayakkabılarını giymiş hafif de makyaj yapmıştı. Torununa hediye olarak kendi ördüğü kazağı ve kızının çocukken en sevdiği oyuncak olan ayısını götürmüştü. Kızı hep oyuncak ayıyla uyurdu. Ah eski günler diye hüzünlendi. Kaderde özlemek de varmış demek ki. Buğulanan gözlerini sildi uzaklara baktı ağlamamak için.
O esnada telefonun sesini duydu. Salondaki telefona yetişemedi arayan kızıydı. Hayırdır diye düşündü. Tekrar aradı ilk çalmada açıldı telefon. Anne çok üzgünüm diye ağlıyordu kızı anne beni affet. Ayşe ilk başta ne olduğunu anlayamadı.
- Handan iyi misin yavrum Gamze'ye bişey mi oldu?
Kız ağlamaktan konuşamıyordu.
- Handan iyi misin kızım.
Telefonun diğer ucundan sadce hıçkırık sesi duyuluyordu. Zar zor affet beni anne dedi ve telefon sessizliğe gömüldü. Ayşe tekrar ulaşmaya çalışsa da başaramadı ne o gün ne de sonrasında. Elinde telefon uzaklara bakakaldı.
11 Ağustos 2017 Cuma
Çaresizlik
Annemin annesi oldum sonunda. Sanki o küçük bir bebek ve ben ona sürekli ne yapması ne yapmaması gerektiğini söylüyorum. Bütün anne kız ilişkileri mi şekil değiştirir zamanla yoksa bizimki mi bozuldu anlamadım. Tek bildiğim artık bu durum çok canımı sıkmaya başladı. Bana annelik yapmadığı gibi ben ona annelik yapıyorum.
Geçen gece çok fazla içmiş kendini kaybetmiş bardan hiç tanımadığı bir adam onun telefonundan beni aradı gece saat üçtü. Hemen koşarak gittik Serdar'la. Bizimki ayakta duramıyor körkütük sarhoş. Hayatımda hiç bu kadar utanmamıştım onu böyle görmekten. Zorla arabaya bindirdik yol boyunca konuştukça konuştu sürekli babamı kötüledi. Bitmedi babamla derdi yıllardır. Bunları tek nefeste söyledikten sonra sustu Esra.
Babanla annen evli mi diye sordu Salih.
Esra uzandığı koltuktan hafifçe doğrularak cevap verdi. Hayır evli değiller boşanalı yıllar oldu.
Ne zaman boşandılar? Sen kaç yaşındaydın boşandıklarında?
Esra o günlere dönmek istemiyordu. Cevap vermeden uzun süre bekledi. Konuşmak için cesareti topladı boğazını temizledi 18 yaşındaydım ben boşandıklarında 17 yıl oldu dedi.
Neden boşandılar sen nasıl etkilendin? Boşanmadan önce nasıl bir ilişkileri vardı?
Bunları konuşmak zorunda mıyız?
Evet konuşmak zorundayız.
Konuşmasak.
Emin misin konuşmak istemediğine.
Evet.
Neden konuşmak istemiyorsun ne oldu seni bu kadar etkileyen?
Esra yine sessizliğe gömülmüştü. Salih'i bu durum sıkmaya başlamıştı artık. Her hafta terapiye gelmesine rağmen hala bir arpa boyu bile yol alamamışlardı. Konu her defasında babasına geliyor ama Esra tek kelime bile etmiyordu babası hakkında. Annesiyle boşandıklarını bile bu hafta yeni öğrenmişti. Duvardaki saate baktı seansın bitmesine beş dakika kalmıştı. Daha fazla zorlamanın alemi yoktu bir sonraki seansta bu konu hakkında daha çok zorlamalıydı.
5 dakikamız kaldı Esra söyleyecek başka şeyin yoksa bitirebiliriz dedi.
Genç kadın kımıldamadan uzaklara bakıyordu. Salih masasını toplayıp bir sonraki hastasının notlarını incelemeye başlamıştı bile.
Esra ayağa kalktı hepsi benim suçum dedi ve arkasına bile bakmadan çekip gitti. Salih arkasından bakakalmıştı.
Esra anlatamazdı biliyordu kimseye anlatamazdı. O kadar pişmandı ki buraya geldiğine. Anlatamayacağını bile bile gelmişti yine de. Ne ummuştu ki? Kim yardım edebilirdi ona hiçkimse. Sokağa çıktığında temiz hava yüzüne çarptı. Derin derin nefes aldı. Gözyaşlarını elinin tersiyle sildi. Elinin titremesini durduramıyordu. En yakın bara girdi ve kendine bir içki ısmarladı.
17 Temmuz 2017 Pazartesi
Ayşe'nin Hikayesi
Sabahın ilk ışıkları vururken uyandı Ayşe. Yıllardır hep erken kalkmaya alışan bünyesi istese de sabahları uyuyamıyordu. Anneannesi o daha küçücük bir kızken hep üstüne güneşi doğurtmayacaksın erken kal erken kalkan yol alır derdi. Nedense yaşlı kadının birçok söylediği şeyi uygulamasa da bu sözünü kulağına küpe yapmış ve vazgeçemediği alışkanlığı olmuştu. Yataktan daha herkes uyurken kalkar upuzun saçlarını uzun uzun tarar, gözkalemini çeker, rujunu sürer, itinayla giyinir güne öyle başlardı. Her gün bu kadar süslenmesi ilk evlendiği yıllarda kocasının garibine gitmişti. Bütün gün evde oturuyorsun hanım ne diye süsleniyorsun böyle dese de zamanla alışmış ses çıkarmamaya başlamıştı. Günlük ritüelini her sabah sürdürdü ne hamileyken ne de lohusayken bile vazgeçmedi.
Yataktan kalkınca ilk iş perdelerini açtı havaya baktı şöyle. Pırıl pırıl bir güneş insanın için ısıtıyordu. Gülümsedi güneşi görünce pencereyi açtı sabahın o taze, ferah biraz da nemli kokusu odayı doldurdu. İçene çekti tadını çıkardı sabahın. Sabah ritüelini tamamlayıp mutfağa geçti, kahvaltıyı hazırlamaya başladı. Oğlunun en sevdiği pankeklerden yaptı, kızı için yumurta haşladı, eşine omlet yaptı. Patatesleri kızarttı, çayı demledi. Hepsini salondaki masaya taşıdı bir güzel hazırladı sofrayı bahçesinden mis kokulu pembe güllerden koymayı da ihmal etmedi. Sıra ev ahalisini kaldırmaya gelmişti.
Oğlu çok zor kalktığı için ilk onu kaldırmaya gitti. Kapısına vurdu oğlum Alim hadi kalk sana en sevdiğim pankeklerden yaptım diye seslendi. Sonra kızının odasına geçti kapı hafif aralıktı içeri girmeden seslendi kızım Filiz hadi kalk ancak hazırlanırlanırsın. Sonra eşine seslendi hadi kalk bey çaylar soğumasın.
Herkese seslendikten sonra mutfağa gidip çayları doldurmaya başladı. Büfeden herkesin en sevdiği bardağı aldı. Eşi için ince belli bardak çay demli olacak iki şekerli. Oğlu için büyük cam çay bardağı şekersiz. Kızının en sevdiği kupasını aldı üstünde hiç tanımadığı admların fotoğrafı vardı kim bunlar diye sorduğunda anne boşver onlar sana göre değil demişti kızı. Ailede bir tek babaları şekerli içiyordu Ayşe şekersiz içme konusunda ısrar etse de bir çay keyfim var ona da karışma diyordu her seferinde. Çocuklar babalarının çay keyfiyle dalga geçmeye bayılırlardı. Şeker atmasalar bile çayı uzun uzun karılştırır rengini görmek için bardağı uzatıp bakarlar, içtikten sonra oh çekerlerdi. Babaları ise ne zaman büyüdünüz de benimle dalga geçmeye başladınız keratalar daha dün küçücüktünüz diye tatlı sert azarlardı çocukları. Ayşe aman bey üstüne gitme çocukların derdi hemen. Tamam tamam çocuklarına da birşey söyletmezmiş diye karısının yanağını okşardı usulca. Onların bu hali çocukların çok hoşuna gider kıs kıs gülerlerdi.
Ayşe çocuklardan ses gelmeyince tekrar seslendi. Haydi çocuklar geç kalacaksınız. Sonra tekrar seslendi hala ses yoktu. Çocukların odalarına gitti kızının kapısı hafif aralıktı zaten usulca itti kapıyı kızım geç kalacaksın diye söylenmeye başladı. Kızın yatağı hiç bozulmamış gibi duruyordu. Yatağa yaklaştı kimsenin yatmadığını gördü. Dehşete kapıldı birden kızı yoktu. Sabah erlen çıksa duyardı kesin nereye gitmişti. Oğlum kardeşin yok diye bağırark oğlunun odasına koştu kapıyı açtı. Onun yatağı da öylece duruyordu. Dehşet içinde kocasına doğru koştu öyle ya belki onun çocukların yokluğuyla ilgili bir açıklaması olabilirdi. Odaya geldiğinde kocasının da olmadığını gördü. Hepsi birden nereye gitmişti. Salona gitti kahvaltı sofrasına baktı. Hiç birşey ellenmemiş sofra hazırladığı gibi duruyordu. Kadın sandalyeye çöktü ve ağlamaya başladı. Bir yandan hıçkıra hıçkıra ağlıyor diğer yandan nerdesiniz diye bağırıyordu. Kendini o kadar kaptırmıştı ki ağlamaya kapının açıldığını duymadı bile.
Ağlama seslerini duyan Filiz koşarak yanına geldi. Anne noldu neden ağlıyorsun diye sordu. Ayşe hıçkırıklar arasında ne kocam var ne çocuklarım nereye gittiler biliyor musun diye sordu. Filiz anne ben kızın Filizim dese de kadın hayır sen benim kızım değilsin Filiz değilsin o yok burda bak en sevdiği kalvaltıyı hazırladım ama yok nerde biliyor musun diye bağırıyordu. Filiz anne kendine gel babam bizi terk etti, abim de geçen sene öldü bir tek ben kaldım dedi belki bininci defa bıkkınlıkla. Filiz'in bu sözleri yaşlı kadını dehşete düşürmeye yetmişti. Hayır sen benim kızım değilsin yalan söylüyorsun benim oğlum ölmüş olamaz diye ağlıyordu şimdi. Anne ilaçlarını yine mi almadın kaç defa söyledim sana bunları düzenli içmezsen faydası olmaz diye söylenerek banyoya ilaçlara bakmaya gitti. Tam tahmin ettiği gibi annesi bir tane bile ilaç içmemişti. Off anne off napcaz seninle böyle.
Kadına ilaçlarını getirdi sakinleştirip ilaçlarını içirerek yatağına yatırdı. Kadın hala benim oğlum ölmüş olamaz nerede o söyleyin gelsin en sevdiği pankekten yapsın çağırır mısın diye söyleniyordu. Filiz annesini yatırdıktan sonra salona geldi sofrayı toplamaya başladı annesi tıpkı eski mutlu günlerdeki gibi harikalar yaratmıştı. Eline çok sevdiği kupasını aldı içindeki çay buz gibi olmuştu. Birden ağlamaya başladı kendini durduramıyordu artık. Anne nerdesin diye ağlıyordu şimdi. Anne nereye gittin.