8 Nisan 2019 Pazartesi
Üç Kişilik Evlilik
26 Mart 2019 Salı
Kaçış
Evi terk ettik, anılarımızı, çocukluğumuzu o evde bırakarak şehrin ücra bir semtinde iki odalı bir ev tuttuk. Selin’le anneme destek olmaya çalışıyorduk elimizden geldiğince. Annem tekrar çalışmaya başladı ama memnun değildi halinde. Anlıyorduk, gece on ikiden sonra tekrar külkedisine dönen sindirella gibiydi. Derken hayatımıza o girdi. Annemin olanca zayıflığını sırtalayacak, onu ayağa kaldıracak bir kahraman. Ya da biz öyle görüyorduk. Kahraman kısa sürede evimize yerleşti ve şehre gelen her yabancının yaptığı gibi olayları başlattı. Selin duramadı evde. Her zamanki gibi dikbaşlı, bildiğini okuyan Selin aldı başını gitti bir gün. Ben kaldım, terk edemedim annemi, yapamadım, içim el vermedi onu bu izbe yerde bir başına bırakmaya. Kaldım da ne oldu sadece izledim, annem yavaş yavaş bildiğim, tanıdığım kadın olmaktan çıkarken ben sadece oturdum çaresiz gözlerle onu izledim. Annem adı altında tüm kanı emilmiş sadece posası kalmış bu kadın bir gün kalan son damla gücüyle beni evden kovmasaydı eğer hala o evde yaşamaya devam ediyordum muhtemelen. Ama artık yuvadan atılan her yavru kuş gibi benim de kendi kanatlarımla uçma vaktim gelmişti. Gelmişti gelmesine de bu nasıl olacaktı. Bunca yıl, bunca yıl dediğim tam tamına otuz yıl boyunca bir şekilde annesine annelik yapmak zorunda kalmış, evden dışarı adımını atmamış bu insan bozuntusu nasıl olacaktı da kendi ayakları üzerinde durmayı başaracaktı. Selin’i aradım bir süreliğine kendi hayatımı kurana kadar beni misafir edip edemeyeceğini sordum. Sadece kısa bir süre dedi. Kısa bir süre insan hayatında toplam kaç yıla tekabül eder bileniniz var mı? Ben bilmiyorum ama Selin biliyordu. Sadece bir ay sonra beni kapı dışarı etti. Artık iş bulmuştum, kiramı ödeyebilirdim, ona yük oluyormuşum.
Hayat planlar kurarken başımıza gelenlerse eğer benim en başında çocukken planlarım neydi acaba. Düşünüyorum, düşünüyorum ama bulamıyorum bir türlü. Selin’in vardı hep planları ve gördüğüm kadarıyla hepsini başarmış. Bense sadece durmuşum, takvim yaprakları bir bir eksilirken benim kaderim hep aynı kalmış. Oysa demirbaş zannederdim kendimi bir zamanlar, annemin vazgeçemediği demirbaşı, biricik kızı. Ama vazgeçti, hem de o kadar kolay olduki bu vazgeçiş, canımı acımasına bile fırsatım olmadı.
Şimdi üzerinden onca zaman geçtikten sonra Selin’le aramızda çok kötü olaylar yaşandı, kötü sözler, hakaretler, kırılmalar, suçlamalar, küsmeler. Ben onu kaçmakla suçladım en çok o da beni salak olmakla. Ben de kaçsaymışım, o tımarhanede aklı olan bir saniye bile kalmazmış, ben nasıl dayanmışım bunca sene. Haklıydı belki, gidememin, kalmanın acısını ondan çıkardım yıllar sonra, akrebin en sonunda zehrini kendine akıtması gibi ben de onca yıl içimde birikmiş zehri en yakınım olan kardeşime akıttım. Belki ölmedi ama ağır yaralandı. Tekrar iyi olur muyuz bilmem. Hem zaten iyi olmak nedir ki bilmiyorum. Ben hiç iyi olmadım ki.
6 Şubat 2019 Çarşamba
Çöp
Çöp dolu beynim tıpkı annemin evi gibi. Hiçbir eşyasını atamaz o kullanılsın veya kullanılmasın hepsini saklar mutlaka zamanı gelir bir gün der ben kızınca. Kızıyorum bu duruma evine gidiyorum dolaplar dolusu eşya, ne yapacaksın bu kadar eşyayı at rahatla diyorum ama kızım bunlar lazım olur bir gün, elaleme mi gidip isteyeyim lazım olunca, ellalalem ne der sonra. Elalem elalem elalem bıktım artık bu laftan. Hiç farkettiniz mi birden fazla tekrarlayınca kelime anlamını yitirip saçmalalaşıyor. Deneyin bak çok komik. Komik olan diğer bir konu da annemin bu saklama tutkusu, ev yoğurt kabı dolu. Bense hemen atarım onları hiç saklamam. Onları saklamakla mı uğraşacağım. Ben unutamam o yüzden beynim çöp gibi. Unutmak aslında rahatlatıcıdır, unutursun biter gider artık o olayın, anının senin için bir anlamı kalmaz. Ama hatırlamak azap doludur, her seferinde aynı olayı tekrardan yaşarsın, o duygular seni esir eder ilk günkü gibi. Arkadaşlarım bana fil hafızalı der bu özelliğim yüzünden. Mesela ilkokulda öğretmeninin giydiği takım elbiseyi, içine giydiği gömleği, kravatı hala hatırlıyorum ne lazımsa bana bu bilgi. Belli aralıklarla giydiği takım elbiseyi değiştirirdi, yeni takım elbisesini giydiği ilk gün çok garip gelirdi bana sanki alıştığım, sevdiğim öğretmenin gitmiş yerine yeni bir öğretmen gelmiş gibi olurdu. Ama bir süre sonra alışırdım hem insan nelere alışmıyor ki.
Kadın son cümlesini yazdıktan sonra bir süre durdu, gözlerini kapattı düşüncelere daldı. Aklına ilkokulda annesinin diktiği kırmızı kloş etek geldi. Ne kadar severdi o eteği, özellikle de o etekle kendi etrafında dönmeyi, eteğin uçları o döndünce dalgalanır tıpkı bir semazen gibi hareket ederdi. Şimdi bu anı hatırlayınca gülümsedi. Ah çocukluk, ne masumduk o zamanlar diye hüzünlendi. “Merve hanım bir dakika gelebilir misiniz?” Daldığı düşüncelerden bir anda sıyrılarak masasından kalktı. Eteği biraz sıkıyordu belini tam kapatamamıştı sabah giyinirken, öğlen yemeğinden sonra iyice şişen karnıyla patlayacak gibi duruyordu. Çağıran altında yeni işe başlayan Gizem’di. Bu kızı kendi gençliğine çok benzetiyordu. Aynı hırs, aynı çalışma azmi onda da mevcuttu. Ama kız aynı zamanda kendisinin olmadığı kadar uyanıktı. Nesil farkı diye düşünüyordu bu durum için. Yeni nesil farklı, onları bizim eski usul, alışılmış yöntemlerle çalıştıramayız, yeni yöntemler geliştirmemiz lazım demişti geçen ay yapılan son yönetim toplantısında. Toplantı için gittikleri ultra lüks otelin havuzunda güneşlenirken insan kaynakları direktörüyle bu konu üzerine düşünmüşlerdi. Adam bu yıl içinde emekli olmayı planlıyordu ve yerine geçmesi muhtemel adaylardan biri de Merve’ydi. Ben bu neslin sabah dokuz akşam beş işlerinde uzun süreli çalışmak istediklerini düşünmüyorum. Daha farklılar bizden, biz ev alalım, birikim yapalım, geleceğimizi kurtaralım derdindeyken onlar yeni yerler görelim, heyecan yaşayalım, keşfedelim, deneyim kazanalım derdindeler. O yüzden sürekli iş değiştiriyorlar oysa biz öyle değildik biz de çalıştığın kuruma bağlılık ön plandaydı, bir şirkette işe başladın mı ordan emekli olacağın gözüyle bakardın. Şimdikiler ise emekliliği düşünmüyorlar gibi. Onlardan verim alabilmek için yeni taktikler geliştirmemiz gerektiğini düşünüyorum demişti. Adam ise değişikliğe sıcak bakmıyordu. Alışacaklar, burası kurumsal bir yapı, belirli kuralları var, onlar farklı bir nesil diye yıllardır uygulanıp verimliliği kanıtlanmış kuralları yıkamam efendim, bir zahmet onlar uyum sağlasın o kurallara, beğenmeyen gider bu kadar basit. Etrafta bu kadar işsiz varken kimsenin kaprisini çekemem kusura bakmasınlar, işlerine geliyorsa diyerek Merve’nin fikrine karşı çıkmıştı. Merve adamı içten içe eski kafalı bulsa da nasıl olsa gidecek diye üstelemedi. Onun koltuğuna oturmaya en yakın aday olarak bu aşamada sivrilik yapmanın alemi yoktu.
Gizem’in yanına gittiğinde ona hazırlaması için vermiş olduğu raporu bitirdiğini gördü. “Haydi laptopunu al da masama gel detaylara birlikte bakalım.” Diyerek masasına yöneldi. Gizem de elinde laptop onu takip etti. İkisi tüm dikkatlerini önlerindeki açık excel dosyasına vererek çalışmaya başladılar. Gelecek ay yapılacak verimlilik toplantısı için hazırlık yapıyorlardı. Kriz başlar başlamaz toplu işçi çıkaran ilk şirketlerden biri olmuşlardı ve bu durum insanların tepkisini çekmişti. Şimdi az eleman ile verimliklerini arttırdıklarına üst yönetime ispat etmeleri gerekiyordu. Merve her zaman rakamlar yalan söylemez derdi. Bir çok bölümde gereksiz yere işe alınmış ve ne işe yaradığı belirsiz bir sürü eleman vardı, aslında biz sadece onları çıkardık, göreceksiniz fazlalıklardan kurtulunca verimimiz de arttı böylece. Önemli olan çok işçi çalıştırmak değil varolandam tam kapasite yararlanıyor olmak, gerçek verimlilik budur. Sunum için hazırlanan metinde bunlar yazıyordu. İkili çalışırken telefon çaldı. Merve kısa bir süre sonra konuştuktan sonra mailine gelen videoyu tıkladı sinirle.
“Evet sayın seyirciler şu an yanımda geçen hafta x şirketinde çalışırken kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden M.K.’nın acılı babası var. Konuyla ilgili ne söylemek istersiniz?”
“Biliyorsunuz bu firmada kriz sonrası toplu işçi çıkarımı oldu. Keşke kızımı da çıkarsalardı en azından hayatta olurdu. Eleman azaltılınca verimlilik adı altında kalanların üstüne daha çok iş yükü bindirmeye başladılar. Yaklaşık on iki saate varan çalışma süreleri oluyordu. Söyleyin bana kim bu kadar çalışmaya ve sürekli artan stres yüküne dayanabilir. Kurumsal şirketler günümüzün modern kölelik yuvalarıdır. Bugün ben kızımı kaybettim ama başka anne babaların canı yanmasın diye sonuna kadar hakkımı aramaya devam edeceğim.”
Videonun devamında şirketin genel müdürlük binasının önünde protesto için bekleyen kalabalığın görüntüsü vardı. Ellerinde pankartlar sessizce bekliyorlardı. Merve daha fazla izlemeye dayanamadı ve videoyu kapattı. Gelen maili tekrar okudu. Buna açıklayacak cevabın yoksa burda yerin yok yazıyordu büyük harflerle. Ekrandan gözlerini alamadan donup kaldı.
11 Ağustos 2017 Cuma
Çaresizlik
Annemin annesi oldum sonunda. Sanki o küçük bir bebek ve ben ona sürekli ne yapması ne yapmaması gerektiğini söylüyorum. Bütün anne kız ilişkileri mi şekil değiştirir zamanla yoksa bizimki mi bozuldu anlamadım. Tek bildiğim artık bu durum çok canımı sıkmaya başladı. Bana annelik yapmadığı gibi ben ona annelik yapıyorum.
Geçen gece çok fazla içmiş kendini kaybetmiş bardan hiç tanımadığı bir adam onun telefonundan beni aradı gece saat üçtü. Hemen koşarak gittik Serdar'la. Bizimki ayakta duramıyor körkütük sarhoş. Hayatımda hiç bu kadar utanmamıştım onu böyle görmekten. Zorla arabaya bindirdik yol boyunca konuştukça konuştu sürekli babamı kötüledi. Bitmedi babamla derdi yıllardır. Bunları tek nefeste söyledikten sonra sustu Esra.
Babanla annen evli mi diye sordu Salih.
Esra uzandığı koltuktan hafifçe doğrularak cevap verdi. Hayır evli değiller boşanalı yıllar oldu.
Ne zaman boşandılar? Sen kaç yaşındaydın boşandıklarında?
Esra o günlere dönmek istemiyordu. Cevap vermeden uzun süre bekledi. Konuşmak için cesareti topladı boğazını temizledi 18 yaşındaydım ben boşandıklarında 17 yıl oldu dedi.
Neden boşandılar sen nasıl etkilendin? Boşanmadan önce nasıl bir ilişkileri vardı?
Bunları konuşmak zorunda mıyız?
Evet konuşmak zorundayız.
Konuşmasak.
Emin misin konuşmak istemediğine.
Evet.
Neden konuşmak istemiyorsun ne oldu seni bu kadar etkileyen?
Esra yine sessizliğe gömülmüştü. Salih'i bu durum sıkmaya başlamıştı artık. Her hafta terapiye gelmesine rağmen hala bir arpa boyu bile yol alamamışlardı. Konu her defasında babasına geliyor ama Esra tek kelime bile etmiyordu babası hakkında. Annesiyle boşandıklarını bile bu hafta yeni öğrenmişti. Duvardaki saate baktı seansın bitmesine beş dakika kalmıştı. Daha fazla zorlamanın alemi yoktu bir sonraki seansta bu konu hakkında daha çok zorlamalıydı.
5 dakikamız kaldı Esra söyleyecek başka şeyin yoksa bitirebiliriz dedi.
Genç kadın kımıldamadan uzaklara bakıyordu. Salih masasını toplayıp bir sonraki hastasının notlarını incelemeye başlamıştı bile.
Esra ayağa kalktı hepsi benim suçum dedi ve arkasına bile bakmadan çekip gitti. Salih arkasından bakakalmıştı.
Esra anlatamazdı biliyordu kimseye anlatamazdı. O kadar pişmandı ki buraya geldiğine. Anlatamayacağını bile bile gelmişti yine de. Ne ummuştu ki? Kim yardım edebilirdi ona hiçkimse. Sokağa çıktığında temiz hava yüzüne çarptı. Derin derin nefes aldı. Gözyaşlarını elinin tersiyle sildi. Elinin titremesini durduramıyordu. En yakın bara girdi ve kendine bir içki ısmarladı.