Sadeleşme

Son yollarda tüketim toplumu olan insanların çıkış noktası minimalizm gibi görünüyor. Sürekli tüketmekten zevk alan, aldıkça daha çok aşan insan bir süre sonra aldıklarından boğulma noktasına geliyor. Sanki aldıkça mutsuz oluyoruz, mutsuz oldukça daha çok alıyoruz. Bir türlü içinden çıkamadığımız garip bir kısır döngü. Özellikle kurumsal köle olarak çalışanlar ne dediğimi çok iyi anlayacaklardır. Gün içinde can sıkıntısından kurtulmak için yapılacak en iyi aktivite alışveriş sitelerinde gezinmek ve indirim kovalamaktı. Pazardan bile almayacağımız kalitedeki ürünleri ucuza aldık diye sevinirdik. Hele kargo gelmesini heyecanla beklerdik. İlk işe başladığımda online alışveriş sitelerinden gelen kargolarını gördüğümde yaşadığım şaşkınlığı görmeliydiniz. Bu insanlar hiç çalışmıyor herhalde, boş vakitleri çok diye düşünmüştüm. Meğerse hepsi can sıkıntısından alınıyormuş. Sonrası ise dolapta giyilmeyi bekleyen, etiketi bile koparılmamış kıyafetler, hiçbire yere sığmayan makyaj malzemeleri, okunmamış bir dolu kitap ve bir sürü gereksiz ıvır zıvır. Söylediklerim ne kadar tanıdık di mi. Eminim bir çoğunluğumuz dolabını düzenlerken ayırdığı kıyafetlerin çokluğu karşısında dehşete düşmüştür. Oysa bu kadar eşyaya hiçbirimizin ihtiyacı yok. Eminim kimsenin yeni bir pantolona, aynısından bin tane olan kazağa veya yeni ayakkabıya ihtiyacı yoktur. Alışverişlerin büyük bir kısmı tamamen psikolojik, insanın içindeki boşluğu doldurma çabası. 

İngiltere’ye taşınırken sadece kıyafetlerimizi getirebildik, tüm ihtiyacımız olan mobilyaları, eşyaları burdan aldık. Eski evimde burda kullandığımın yaklaşık3 katı eşya vardı. Evi toparlarken çıkan eşyalar karşısında şaşırdığım kadar hiçbir olaya şaşırmadım sanırım. Bir kamyon dolusu hiç kullanılmamış ve asla kullanılmayacak olan çeyiz, eski moda yemek takımı, vitrine konulmak için alınmış dünyanın en işlevsiz bardak takımı, misafirlik yatak, yorgan, nevresim, bir dolu ıvır zıvır. Dolaplar ağzına kadar gereksiz eşyayla doluydu. Ya misafir gelirse, ya lazım olursa, tabii ki bir çoğuna hayatım boyunca hiç ihtiyacım olmadı. Kimin 50 tane tabağa ihtiyacı olur ki bu hayatta veya 50 tane bardağa. 


Sadeleşme, minimalizm, düzen gibi konularda yazılmış Maria Kondo’nunki başta olmak üzere bir sürü kitap bulabilirsiniz. Özellikle Maria Kondo’nun kitabını okumasıysanız kesinlikle tavsiye ederim. Gayet faydalı düzenleme, sadeleşme önerileri sunuyor. Geçen ay Netflix’te konuyla ilgili yeni belgesi çıktı. Benim izleme fırsatım olmadı henüz ancak izleyenlerden okuduğum yorumlara bakılırsa gayet başarılı. Benim bugün bahsetmek istediğim kitap ise A Monk’s Guide Clean House and Mind. Geçen sene Manchester’de eski işimin olduğu sokakta heryerde bulamayacağınız türden kitaplar bulunan butik bir kitapçıdan almıştım. Benim gibi temizlik yapmaktan nefret eden biri için ilginç gelmişti. Oldum olası temizlik yapmaktan hiç hoşlanmam. Bana dip köşe yapılan, aşırı titizliğe kaçan temizlik hep zaman kaybı olarak geliyor. Kitap ise benim bu düşüncemin tam aksini iddia ediyor. Budist tapınaklarında yapılan günlük temizliği ve aslında temizlik yaparken bunu bir nevi meditasyon olarak kullanıp zihni boşaltmanın güzel bir yolu olduğunu anlatıyor. Kitapta öne sürülen düşünce güne temiz bir evle başlamanın temiz bir zihinle eşdeğer olduğu. Sabah kalkar kalmaz yaz, kış fark etmez yapılacak ilk iş kitaba göre pencereleri açmak ve eve temiz hava girmesini sağlamak ki bana göre kitaptaki en mantıklı öneri bu. Yine burada sadeleşme, az eşyayla yaşama konuları devreye gidiyor. Gereksiz eşyaları hayatımızdan çıkarmakla hem onların temizliği için harcamız süreyi kazanıyoruz hem de onların kapladığı yer açılmış oluyor. Daha ferah bir evde yaşamak, yaşam alanlarımızın nefes alabilir olması bu anlamda zihnimizi yatıştırıcı etkisi olduğu muhakkak. Eğer bu konuda farklı bir bakış açısı okumak istiyorsanız, bu çok kolay okunan kitaptan faydalanabilirsiniz. Siz bu konuda ne düşünüyorsuz? 

Yorumlar

Popüler Yayınlar