Kenar Süsü



Kenar süsü oldum hayatında yani olmasam da olurdu.  Kadın sıkıntıyla radyodan gelen sesi kapattı. Bu şarkıya katlanamıyordu. Camdan dışarı baktı, köprüden geçiyorlardı şimdi. İstanbul tüm güzelliğiyle aynı zamanda tüm çirkinliğiyle ayaklarının altındaydı. Yıllar önce ilk defa bu şehre geldiği anı hatırladı. Yedi sekiz yaşlarında olmalıydı. Annesinin tüm itirazlarına rağmen çok sevdiği pembe tütüsünü giymişti. Anne bu çok önemli bir olay, güzel olmalıyım demişti. Annesi kızının inadını bildiği için fazla üstelememişti. Yolculuk boyunca heyecandan gözüne uyku girmemişti, yolda göreceği yeni yerleri kaçırmaktan korkarak uyumak istememişti.  Ama trenin tangır tungur giden sesine daha fazla dayanamamış ve uyuyakalmıştı. Sabahın erken saatlerinde Haydarpaşa garına varmışlar ve o küçücük pembe tütülü kız çocuğu tarihi garın merdivenlerinden bu efsanevi şehre bakmış ve ilk görüşte aşık olmuştu. Sakın babanın elini bir an olsun bırakma orası çok kalabalık diye sıkı sıkı tembihlemişti annesi. Annesinin dediği kadar kalabalıktı bu şehir. Babasının kocaman ellerine sarıldı, beraber vapura bindiler. Simit aldı babası kahvaltı için. Rüzgar saçlarınıKenar Süsü savururken ilk kez martı gördü hayatında, baba baba bak ne kadar güzel kuş, hiç böylesini görmedim diye bağırmıştı heyecanla. Babası ise tek kelime bile etmeden sigarasından derin bir nefes çekip sıkıntıyla üflemişti. Kadın arkadaki arabanın kornasıyla daldığı düşüncelerden kendine geldi.

“Bıktım bu şehirden de, bu şehirde yaşayan insanlardan da. Hepsi saygısız, bencil, şu trafiğe bak, her gün günümün büyük bölümü trafikte heba oluyor. Bıktım artık. Hep senin yüzünden geldik buralara, senin bitmek bilmeyen İstanbul aşkın perişan etti bizi. Şu halimize bak.”
“Ne varmış halimizde.”dedi kadın. Gözü hala manzaradaydı.
“Sana göre iyiyiz canım. Tabii senin keyfin yerinde. Oh bir elin yağda bir elin balda. Ben çürüdüm şehirde, nefes alamıyorum artık. Anlıyor musun nefes alamıyorum.” Adam bunları söylerken trafik durmuş, kıpırdamıyordu. Birden yanlarına çingene olduğunu tahmin ettikleri bir kadın gelerek yakışıklı delikanlı almaz mısın şu güzel kızımıza bir demet çiçek  diyerek kadının açık camından bir demet papatya fırlatıverdi. Adam büyük bir hışımla çiçekleri aldığı gibi çingenenin suratına fırlattı ve aynı hızla camı kapatarak açılan trafikte ilerlemeye başladı.

Adamın tepkisi o kadar ani olmuştu ki kadının neler olup bittiğini anlaması zaman almıştı. Tam konuşacaktı ki adamın hareketlerinden konuşmamasının en iyisi olacağına karar verdi. Kafasına cama yasladı ve caddede gelip geçen insanları izlemeye başladı. Herkes telaşlı bir şekilde işine yetişmeye çalışıyordu. Gün içinde ne kadar çok insanla karşılaşıyoruz ama hiçbirine gerçekten bakmıyoruz, çoğuyla göz göze bile gelmiyoruz diye düşündü. İnsanlar kalabalık sokakta omuz omuza yürümelerine rağmen dönüp birbirlerine bakmıyor, konuşmuyor, selamlaşmıyorlardı. Kadın bunları düşünürken ofisine gelmişlerdi bile. Şehrin göbeğindeki plazaların birinde çalışıyordu.

Adamla tek kelime etmeden arabadan indi, hızlıca binaya girdi. Asansör sırasının en sonuna girdi. Bu sırayı beklemektense merdivenlerden mi çıksam diye düşünse de otuz iki katı çıkmayı gözü yemedi. Yarım saat beklemenin ardından sıra nihayet kendisine geldi ve ofisine çıktı. Her sabah yaptığı gibi bilgisayarını açtı, maillerini okudu, acil olanları cevapladı, günün planına baktı, çok işi vardı bugün. Birden derinlerden gelen bir müzik sesi duydu. Kulak kabarttı sese, sabah radyoda dinlediği şarkıydı. Kenar süsü oldum hayatında diye devam ediyordu. Kadın sıkıntıyla dikkatini şarkıdan çekmeye çalışarak işine odaklanmaya çalıştı ama eski hatıraları onu rahat bırakacak gibi durmuyordu bu sabah. On yaşındaki o yaza gitti. Okuldan erken gelmişti. Kapıyı anahtarla açıp içeri girdiğinde annesini koltuğa çökmüş ağlarken bulmuştu. Gitti demişi, onunla gitti. Başka da tek kelime etmemişti. Biliyordu sanki babasının bir gün gideceğini, yıllardır sanki o anı bekliyormuş gibi annesi yanıbaşında ağlarken o hiç şaşırmadı, üzülmedi, ağlamadı. Kalktı mutfağa gitti, akşam yemeği hazırladı. Beraber yemek yediler, hiç konuşmadılar. Sanki hayatlarında hiç olmamış, onu hiç tanımamış gibi hayatlarına devam ettiler. Aslında kadın devam ettiklerini sanmıştı ama aslında yola devam eden kendisiydi, annesi onu koltukta bulduğu anda takıp kalmış, ilerlemeyi reddetmişti. O an büyümüştü, artık annesinin kızı olmaktan çıkıp onun annesi olmuştu. Düşüncelerinden zor da olsa sıyrıldı, çekmecesinde duran babasının yıllar önce birlikte İstanbul’a geldiklerinde aldığı oyuncak bebeği eline aldı ona dokundu, öptü. Neden burda olduğunu hatırlatıyordu ona bu otuncak. Çok eskise de onu atmaya kıyamıyordu bir türlü. İtinayla bebeği yerine koydu, işine geri döndü. Yapılacak çok işi vardı.

Yorumlar

Popüler Yayınlar