Senden Kalan

Bir bardak huzurdu ona kalan bu hayatta sabah kahvaltıda çay yerine koyup içtiği. Ne yıkanmamış bulaklıklar canını sıkabilirdi ne de darmadağın olmuş evin içler acısı hali. Aman ne olacak canım dağıttığım gibi toparlarım diye geçti yerde salonda bulunan eşya yığının arasından Elif. Yüzünde koca bir gülümse giyinmek için yatak odasına doğru yürürken duvar kenarına üst üst yığdığı dergiler gözüne çarptı. En üstteki dergi çarpılmış alttaki derginin kapağı belli belirsiz görünüyordu. Eğildi üstteki dergiyi yere attı, şimdi alttaki derginin kapağı tam anlamıyla ortadaydı. O vardı kapakta. Şimdilerde adını bile anmak istemediği ilk aşkı. Eline aldı dergiyi, tarihine baktı Mart 2002. Vay be dedi tam olarak on yedi yıl geçmiş üzerinden, koskoca on yedi yıl. Ne kadar da yakışıklıydı. O çok sevdiği masmavi gözleriyle kamera bakarken neler geçiyordu acaba aklından. O günlere ışınlandı zihni birden. Beraber yedikleri son akşam yemeğine gitti. Boğazdaki lüks balıkçılardan birine gitmişlerdi özellikle o istemişti. “Kameralar bizi çekecektir bu akşam ona göre güzel giyin, kuaför git, saçını yaptır, makyaj yap. Herkes görsün güzelliğini. Benim öyle sıradan kızlarla işim olmayacağımını anlasın insanlar.” Demişti. Yeni başladığı dizisi çok tutulunca bir anda camianın gözde bekarları arasına girivermişti. Tüm gözlerin onda olması normaldi. Biliyordu bu günlerin geleceğini. Beraberce çalışmışlardı bu günler için, hayaller kurmuşlardı uykusuz gecelerde gökyüzündeki yıldızlara bakıp. İşte gelmişti o günler, şimdi bunun keyfini sürmenin zamanı gelmişti. Ama içinde bir sıkıntı vardı tarif edemediği, adını koyamadığı, koymak istemediği. İşte o sıkıntı yemek ortasında çıkıvermişti birden saklandığı yerden. Buz kesmişti ortalık sanki birileri gelmiş yemeğin üstüne sos niyetine bolca buz eklemiş ve tüm yemeğin tadı kaçmış gibiydi. Bir anda değişti suratı, gülümsemesi soldu yüzünde.

 “Beni kıskanıyorsun, lanet olsun başarımı kıskanıyorsun. Gölgede kalmaktan, bu kadar başarılı bir adamın sevgilisi olmaktan korkuyorsun. Tüm ilgi sende olsun istiyorsun her zamanki gibi. Küçük hanım bunu ben başardım, bu benim başarım ve bunu kimseyle paylaşmak gibi bir niyetim yok kusura bakma. Sen istersen o sefil hayatına dönebilirsin ama ben başarımın tadını çıkarmaya devam edeceğim.” Diye haykırmıştı.

Elif ağzını açıp da ben olmasaydım, sen bu günlere gelmeyi hayal bile edemezdin diyemedi. Diziyi ben yazmasaydım seni yönetmene ben önermeseydim bu kadar ünlü olamazdın da diyemedi. Onun yerine sadece sustu. Karşısında oturan bir zamanlar delicesine sevdiği bu adama dikkatle baktı. Kimdi bu adam? Eskiden aşık olduğu adamdan izler bulmaya çalıştı, tanıdık izler. Ama bulamadı. Hali, tavrı, duruşu değişikti. Yavaşça kalktı masadan. Adam tuttu kolunu. “Otur, burdan tek başına çıkarsan ne yazarlar hiç düşündün mü, beni rezil edemezsin” diye tısladı dişlerinin arasından.

O akşam son görüşü olmuştu onu. Yolları ayrılmıştı. Şimdi yıllar sonra birdenbire geçmişi zihninin derinliklerine gömmüşken karşısına çıkması da neyin nesiydi böyle. Derin bir nefes aldı, burnundan hızlıca verdi, gözleri hala derginin kapağındaydı, aşık olduğu o adamdan izler ararcasına takılıp kalmıştı. Bir damla gözyaşı asılı kaldı havada, düşmemek için direndi, direndi ama en sonunda yenik düşerek bıraktı kendini çaresizce ve göz pınarlarından yuvarlanarak yanakları boyunca ilerledi. Diğerleri de ilk gözyaşının düşmesini beklercesine takip ettiler onu. Kaybettiği önemli bir hazineye hatırlamışçasına bir süre çaresizce ağladı Elif. Sonra kalktı yerden ve yerde duran tüm dergileri toplayarak çöp poşetinin içine doldurarak bahçedeki çöp tenekesine attı. Biraz olsun rahatlamıştı. Yağmur yağmış günlerin bunaltıcı sıcağını biraz olsun hafifletmişti. Serin esen rüzgar içini ürpertince hızlıca içeri geçti. Dışarı çıkmaktan vazgeçmişti. Sabah uyandığında içini kaplayan huzur yerini derin bir hüzne bırakmıştı. Sokaklarda gezmek yerine ne zamandır ertelediği evini toplama işine girişmeye karar verdi. Salonun orta yerinde duran kıyafetlerden başladı. Giyilmiş, giyilmemiş, eski, yeni bir dolu kıyafet. Yığından rastgele bir tanesini çekip aldı. Eski günlerden kalan mavi bir elbise geldi eline  ilk önce. Eline aldı, kaldırdı, karşıdan baktı. O gece giydiği elbiseydi bu. Onunla vedalaştıktan sonra bir daha giymediği ama atmaya kıyamadığı o elbise yıllar sonra çıkmıştı karşısına hem de bu gün. Geçmişin hayaletlerinin beni rahat bırakmaya niyeti yok anlaşılan bugün diye söylendi elbiseyi çöp poşetine atmaya çalışırken. Titreyen elleriyle çöp poşetini açmayı bir türlü beceremeyince çöktü yere ve engellemeye çalıştığı göz yaşlarını daha fazla tutamayarak serbest bıraktı.  Elinde mavi elbise bir süre hıçkırarak ağladı.

Yorumlar

Popüler Yayınlar