Barış


Barış için çıkmıştı sokağa. Barış istiyordu diğer tüm insanlar gibi. Barış umut demekti, umut da hayat onun için. Barış herkese gerekliydi sadece belli bir kısma değil. Renk, dil, din, kadın, erkek ayırmaksızın herkese. Doğudaki bir çobanın da barışa ihtiyacı vardı, batıdaki holdingdeki ceonun da, pazardaki satıcının da, hegün vapurda okula giderken martılara simir atan öğrencinin de. Hedef baskısından bunalmış bankacının da barışa ihtiyacı vardı, ayın sonun zor getiren öğretmenin de. Hepimizin hayata tutunmak için, geleceğe umutla bakabilmek için barışa ihtiyacı vardı.

Barış, ülkeye kaosun hakim olduğu, bol kavgalı, insanların içine nefret tohumları ekilen birbirlerini yok yere öldürdükleri günlerde doğmuştu. Babası, bizim bu dönemde en çok barışa ihtiyacımız var diyerek doğan oğlunun adını Barış koymuştu. Çok severdi adını Barış, babasını da çok sevdiği gibi. Hayata dair tüm fikirlerinde babasının çok etkisi olmuştu. Babasının en önemli öğüdü oku idi. Oku derdi babası oğlu oku bizi karanlıktan aydınlığa okumak çıkaracak. Ne bulursan oku okumaktan, öğrenmekten hiç vazgeçme. Babasının sözlerini hatırlayınca burnunun diğeri sızladı. Babasını yakın zamanda kaybetmişti, yarası henüz çok tazeydi. Ara ara hala kanamaya devam ediyordu. Barış sevdalısılıydı babası bu uğurda canını vermişti. Şimdi babasından bayrağı devralma zamanı ondaydı. Babasının ömrü yetmemişti barışı görmeye ama ben göreceğim, babam için bunun olması lazım diyordu sürekli.

Ülkenin her yerinden insanlar gelmeye başlamıştı. Otobüsler akın akın insanları taşımaya devam ediyordu. Barış bu kalabalığı görünce keşke babam yaşasaydı da şu kalabalığı görseydi diye düşündü. Belki o zaman geleceğe dair, hayata dair daha çok umutu olurdu. Gözleri doldu, ağlamamak için zor tuttu kendini. Hem mutluydu hem hüzünlü. Genç, yaşlı, kadın, erkek bir dolu insan hepsi buradaydı. Hepsi tek bir amaç uğruna toplanmıştı barış. Barış için, umut, için, hayat için, gelecek nesiller için yürümeye başladılar kol kola. Aynı amaç için biraraya gelmiş insanlar arasında ayrım olmaz, onlar bütünün biraraya gelmiş gelmiş parçaları gibidirler. Hayatlarında ilk defa birbirlerini görmelerine rağmen sanki yıllardır biraradaymışlar gibi hissederler, ortak bir dil oluşur hemen aralarında. Barış işte bu duyguyu çok seviyordu. Hep beraber kol kola şarkılar söyleyerek yürümeye devam ediyorlardı. Meydana yürüyecek, sessizce karanfil bırakacak, barış uğruna ölen insanları anıp geri döneceklerdi. Başka bir amaçları yoktu.
Kalabalık gitgide artmaya devam ediyordu. İlk grup varmış sessizce meydana karanfil koyuyorlardı. Sessiz bir ağıt vardı hepsinin dilinde. Yürekli yakan acılı bir ağıt. Herkesin dilinde bu ağıt, gözlerinde yaş, kalbinde umut vardı. Barış’ ında dilinde bu ağıt, gözlerinde yaşlar vardı. Biraz önce sakladığı gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. Tutmuyordu artık kendini. Herkes sanki onun acısını biliyordu. Onun acısı herkesin acısı, herkesin acısı onun acısı olmuştu. Acılar ortaktı, umutlar ortak, paylaşılan ekmek ortak. 

Derken kulakları sağır eden bir patlama tüm sessizliği bozdu. İnsanlar çığlıklar atıp kaçışmaya başladı. Bomba patlamış, umutlar suya düşmüştü. Barış ihtimali başka bahara kalmıştı. Belki de hiç gelmeyecek olan bahara. Bu coğrafyada umut bile lükstü, yaşamak bile lüks diye düşündü Barış son nefesini verirken. 

Yorumlar

Popüler Yayınlar