17 Haziran 2020 Çarşamba

Bir Bardak Kahve


              Ayşe o gün ilk defa sevgilisinin evine gideceği için çok heyecanlıydı. Günlerdir bu gece için ne giyeceğini düşünüyordu. Elbise giyse birkaç tane denedi ama hiçbirini beğenmedi. Kırmızı güzeldi aslında ama biraz fazla mı gösterişli, yeşil çok uzun. Etek giyse üstüne ne giyecek. Gömlek yok ne öyle iş görüşmesine gider gibi. En sonunda en sade kıyafetlerini giymeye karar verdi. Lacivert kot pantolon üzerine beyaz tişört. Her zaman en sade olan en güzeldir diyen annesini dinlemeye karar verdi o gece için. Aynada kendine baktı. Omuzlarına dökülen saçlarını tepeden sıkıca toplayarak kendi etrafında tam tur döndürerek topuz yaptı. Kırmızı rujunu sürdü. Tamam şimdi hazırdı. Yok daha değil. En sevdiği inci kolyesini takmadan çıkamazdı evden. Heyecanla derin bir nefes alarak yola koyuldu.
              Sevgilisin evinin önüne geldiğinde arabayı apartmanın tam karşısına bakarak Erman’ın oturduğu kata doğru baktı. Beşinci kat demişti ama ışıklar yanmıyordu. Diğer evin ışıklarını kontrol etti, yanıyordu bazıları. Acaba unuttu mu diye panikledi ama o da en az benim kadar heyecanlıydı diye düşünerek eve doğru yürümeye başladı. Belki sürpriz yapacaktır. Yoksa evlenme mi teklif edecek. Yok şimdiden havaya girmeyeyim. Binaya girmeden kızlar grubuna mesaj atmayı ihmal etmedi. “Ben geldim. Ev karanlık acaba sürpriz mi yapacak.” “Yoksa evlenme mi teklif edecek, tek taşın fotosunu atmayı unutma, çok içme, hemen yatağa atlama biraz ağırdan al, öpüş sadece, alev alsın adam daha ileri gitme, ha ha ha.” Mesajlar peşi sıra gelmeye devam ederken gece boyu rahatsız etmesin diye bildirimleri kapatarak zile bastı ama o da ne zil çalışmıyordu. Kapıyı tıklattı. Gelen giden olmayınca biraz öncekinden daha sert bir şekilde vurdu. Üç kere çaldıktan sonra kapı açıldı.
              “Aşkım gelmiş. Hoşgelmiş. Geç içeri aşkım. Aç mısın? Domates soslu makarna yaptım daha doğrusu sadece daha suyunu koydum kaynamak üzere. On dakikaya hazır olur. Ben üstümü değiştirip geliyorum. Sen bir kahve yapar mısın ikimize. Hemen geliyorum.”
              “Aşkım elektrikler mi yok.”
              “Ha evet. Faturaları ödemeyi unutmuşum kesmişler. Yarın hallederim. Sen geç. Mutfak hemen sağda” deyip gözden kayboldu. Ayşe karanlıkta el yordamıyla ilerleyerek mutfağın yolunu bulmaya çalıştı. Cebinden telefonu çıkararak ışığını yaktı. Mesajları okumadan hemen durum bildirimi yazdı. “Evde elektrikler kesik, karanlık, yemekte domates soslu makarna var ama daha yapılmamış, şimdi kahve yapmaya mutfağa gidiyorum. Sürpriz yok. Üzgün surat emojisi” Cevaplar peş peşe gelmeye devam etti. “Karanlık daha iyi, ay çok romantik belki bilerek yapmıştır, sizin aşkınız evi ısıtır, aşk böcekleri.” Mesajları kapatarak telefon ışığıyla mutfağı bulmaya çalıştı. Küçük en fazla iki kişinin sığabileceği bir yerdi. Kahve neredeydi, kahve makinası var mıydı, suyu nasıl ısıtacaktı. Oflayarak önce kahve makinası aramaya girişti. Tezgâhın üstünde üç tane kahve makinası sıra sıra diziliydi. Türk kahvesi makinası hariç diğerleri gözüne yabancı geldiği gibi nasıl kullanılacağını da bilmiyordu açıkçası. Bunları alınca yanında kullanma kılavuzu da gönderiyorlar mı acaba diye düşünmekten kendini alamadı. Aman ne kadar zor olabilirdi ki? Kahveyi koy suyu koy gerisini makine halletsin, e halletsin de elektrik yokken nasıl olacak o. Hay aptal kafam nasıl yapacağım ben şimdi kahveyi. Nescafe var mıdır acaba? Yoktur kesin ama Türk kahvesi vardır. Dolap kapaklarını açarak kahve aramaya girişti. Tek eliyle telefonu tutarken diğer eliyle dolaptaki kavanozların kapaklarını açıp koklamak oldukça yorucuydu. Elini attığı ilk kavanoz naneydi koklayınca içine ani bir ferahlık gelse de annesinin küçükken o hastalanınca kaynattığı nane limonun tadı gelince yüzünü buruşturdu. Diğerlerini açıp kokladı sırayla kekik, acı biber, tarçın, karabiber, kimyon kokladı. Kahve hiç ortalarda görünmüyordu. Diğer dolaba geçmeye karar verdi. Kapağını boş bulunup hızlıca açınca içerde bulunan tencere uzun süredir orda öylece durmaktan sıkılmış olacak ki macera aramak için fırsattan istifade kendini önce tezgâha oradan da kadının ayağına kendini bırakıverdi. Acıyla kıvranan Ayşe acıyan ayağının üstünde sekerek inlemeye başladı o esnada tezgâhta olduğunu bile fark etmedi cam bardağa elini çarpınca yere yuvarlanmasıyla tuzla buz olması arasında ancak saniyeler vardı. Hay aksi bir de bu çıktı şimdi başıma nasıl temizleyeceğim ben şimdi bu camı. Süpürge de açamam. Çok karanlık hem. Offf. Erman nerde kaldı. Erman, Erman, neredesin aşkım. Buraya gelir misin çok acil. Karanlıkta kıpırdamaya korkuyordu adeta. Eline yayılan sıcaklığın ne olduğunu ilk etapta anlayamadı. Bardakta su vardı herhalde diye düşündü ama elinin acısından kan olduğunu anladı. Kırılan parçalardan biri eline batmıştı demek. Sevgilisi hala ortada yoktu. Çıplak ayakla kırık cam parçalarının içinden geçmek istemiyordu. Erman diye bağırdı sesinin çıkabileceği en yüksek tonla.
              “Buradayım aşkım ne oldu. Kahveler hazır mı?”
              “Ne kahvesi sen benimle dalga mı geçiyorsun. Kahveyi bulamadığım gibi dolaptan tencere ayağıma düştü. Parmağım kırılmış olabilir ayrıca bardak kırıldı her yer cam.”
              “Tamam aşkım gel.” Diyerek kadının usulca kolundan tutarak mutfağın dışına çıkardı.
              “Hayatta yaptığım daha doğrusu yapamadığım en pahalı kahve oldu bu. Bir ayağa bir de ele mal oldu” dedikten sonra ikisi birden kahkahalarla gülmeye başladı.
              “Hadi gel gidelim. Önce hastaneye gideriz senin ayağına, eline baktırırız sonra da yemeğe gideriz.”
              “Hadi gidelim. “ ikisi evden çıkarken hala Ayşe’nin haline gülüyordu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder